Düşsel

Photo by Brett Sayles on Pexels.com

Temmuz akşamı usul usul çöküyor dar sokağa. Apartmanın ön bahçesindeki dut ve nar ağaçlarının arasına saklanmış balkonumda oturup sokaktan geçenleri izliyorum.

Meral gideli dört saati geçti…

Masanın üstündeki dergiye gözüm takılıyor. Sayfalarını karıştırıyorum bir yazarın okuru ikna etmesinin zorunlu olmadığına dair bir yazı çıkıyor karşıma, okuyorum. Yazarla pekçok konuda hemfikir olmak keyfimi yerine getiriyor. Termostan biraz kahve koyuyorum fincanıma. Hafiften soğumuş, olsun, ben kahveyi biraz soğuk severim zaten. Herşeyin azına kanaat etmeyi öğreniyor insan zamanla; kahvenin soğuğuna, yemeğin azına, parasızlığa, seyrelen dostluklara ve hatta bozulan sağlığa…

Bu kız gelmeyecek, anlaşıldı. Hiç bu kadar geç kalmazdı.

Yazıyı okumaya devam ediyorum; hayatın içinden damıtılmış öykülerin zaten kendi gerçekliklerini barındırdığı, durum böyle olunca birşeyleri daha fazla ispata girişmenin hikayedeki inandırıcılığı büsbütün bozacağına ilişkin bir tespitle bitiyor yazı. Diğer sayfaları karıştırıyorum, Kız Kulesi’nin suluboya resmi üzerine basılmış bir şiir çıkıyor karşıma, okumayı deniyorum, bir kedi, bir kadın, ayrılık acısı ve kız kulesi hakkında. Tüm bunları anlamakta zorlanıyorum, deniyorum ama olmuyor. Sözcükler mi anlamını kaybetmiş yoksa anlatılmak istenenler mısralara fazla mı gelmiş çözemiyorum. Keyfim kaçıyor.

Birşeyler yarım kaldığında keyfim kaçar benim, sinirlenirim hatta! O an, hemen oracıkta bir intikam yemini ederim: artık o yarım kalan mevzu her neyse aramızda bir kan davası vardır. Kafamı toparlamak, odaklanmak ve tekrar yarım kalanla hesaplaşmak için hırsla bilenirim. İntikamımı almadan da asla sakinleşemem!

Ben hep böyle değildim aslında, sabırlı, sakin ve şefaktli bir kadındım. Murat’ın zamansız ölümünü bir türlü kabullenemediğim için değiştiğimi söylüyor doktorum. Bilemiyorum belki de haklıdır. Hem kim kabullenebilir sevdiğinin ölümünü? Tüm ölümler zamansız değil midir? Ani, acı dolu ve herşeyi bıçakla kesilmiş gibi yarıda bırakan! Ölümle de aramda bir kan davası var, evet! Yıllar önce bir trafik kazasıyla Murat’ı benden koparıp alırken beni sağ ama kötürüm bırakan ölümle aramda lanet olası bir alacak verecek meselesi var. İşte bu nedenle beynimin ön lobundan omuriliğime kadar uzanan bu şeyi, Düşsel dedikleri cihazı şakağıma çakmalarına izin verdim. Ölüme karşı teknolojiyi müttefik edindim. Doktoruma göre ilaçlarımı da aksatmadan alırsam Murat’ın hatırasını istediğim zaman yaşayabilecektim.

Telefonum çalıyor. Meral arıyor. Birazdan geliyorum diyor ve beklediğime değeceğini söylüyor. Sesi cıvıl cıvıl. Bana çok özel bir şey getirecekmiş. İlaçlarımı unutmamamı tembihliyor telefonu kapatırken.

Ağzıma, biri mavi diğeri yeşil iki hap atıyorum. Birkaç dakika içinde gevşiyorum. Tekerlekli sandalyeme gömülüyorum iyice, başım yana düşüyor istemsizce. Nar ağacının dallarına tünemiş serçeler bana bakıyor sanki bir anlığına. Hafif bir meltem dalları sallıyor usulca, yapraklar kıpırdıyor ama artık yeşil değiller sanki sarıya çalıyor renkleri. Bana en yakın daldaki serçe önce balkon demirine atlıyor oradan da masama tünüyor. “Güneş ışığı tüm renkleri barındırır içinde. Bunu biliyor muydun?” diye cikliyor. Yapraklara bakıyorum tekrar artık daha bir turuncular. “Tanrı ressam olmalı!” diye devam ediyor minik ayakları üzerinde zıplayarak. “Sen böyle laflar etmek için pek küçüksün” diyorum ona. Uyuşmuş parmaklarımı dostça ona uzatıyorum. Alınmış olmalı ki lafıma, reddedip nazik teklifimi, geri geri masanın öte ucuna gidiyor. “Bilgi” diyor “en büyük hazinedir ve yaşamın bunu kime bahşettiğini hiç bilemezsin.” diye şakıyor. Haklı, utanıyorum kendimden. O ise belki de bana ders vermenin mükafatı olarak tabağımdaki bir kurabiye parçasını kaptığı gibi uçup gidiyor.

Derinlerden bir zil sesi duyuyorum. İçim geçmiş, uyumuşum. Zil ısrarla çalıyor. Kendime gelmem birkaç saniye alıyor. Hava kararmış. Tekerlekli sandalyemin ekranındaki bir tuşa dokunuyorum, evin kapısının kilidi cızırtıyla açılıyor. İçeriye tüm neşesiyle Meral giriyor. Salonu dans edercesine geçip balkona, yanıma geliyor. Neşesine aldırmadan belki de biraz kıskanarak -zordur itiraf etmek böyle şeyleri- ters ters nerede kaldın diye soruyorum. “Arkadaşlarımla Fuar’daydık” diyor umursamadan “ama sana çok seveceğin görüntüler topladım oradan”. Huysuzluğum merakımla daha da artıyor. Hadi, oyalanma yükle o zaman şunu diyorum. “Aaaa öyle hemen olmaz” diyor “önce öpücüğümü almalıyım” deyip boynuma sarılıyor. Deli kız arda arda yanaklarımdan öpüyor beni, huysuzluğum pes ediyor, ben de ona sarılıyorum kullanabildiğim tek kolumla. O an bir şeyi fark ediyorum: eğer Murat ölmeseydi belki de Meral yaşında bir çocuğumuz olacaktı. Bu düşünce içimde, derinlerde bir yerde bir şeyleri asit gibi yakıyor. Gözlerim doluyor. Ama Meral bunu fark etmiyor, tekerlekli sandelyemin Düşsel ile olan arayüzüne elindeki HoloCam’i bağlamakla meşgul.

İşi bitince birkaç adım geri çekiliyor. “Bunu balkonda yapmak istediğine emin misin?” diye soruyor. “Evet” diyorum balkonun önündeki nar ağacının dallarına bakarak “sanırım burada bir arkadaşım var” diye iç geçirip susuyorum. Meral omuzlarını silkip “Sen bilirsin Süreyya Abla” diyor. Elindeki HoloCam’ı işaret ederek başlamaya hazır olduğunu söylüyor. Sandalyeme gömülüp, görüntüleri Düşsel’e yüklemesini söylüyorum.

Kendimi bir anda boşlukta asılı hissediyorum, rengarenk ışıklar gözlerimin önünde parlıyor, tanıdık tanımadık sesler duyuyorum sonra geçmişten yüzler belirip kayboluyor etrafımda. Ama zamanla tüm bunların ötesinde, karanlık boşluğun içinde bir adam beliriyor. Bana yaklaşıyor. Murat bu! Kalbim deli gibi atıyor. Elimi tutup bana gülümsediğinde İzmir Fuarı’ndaki lunaparkta olduğumuzu anlıyorum. Bana heyecanla hızla yukarı aşağı salınan gondolu gösteriyor. Durmasını bekleyip biniyoruz.

Gondol yavaş yavaş hareket etmeye başlarken “korkuyorum aşkım” diyorum. Murat bana şefkatle sarılıyor ve eğilip kulağıma beni hiç bırakmayacağını fısıldıyor…

“Düşsel” ögesine 11 yanıt

  1. Turgay avatarı
    Turgay

    Muhteşem 💯💯

    1. Çok naziksiniz, güzel yorumunuz için teşekkür ederim ☺️

      1. Turgay avatarı
        Turgay

        Rica ederim 😊

  2. Aygül avatarı
    Aygül

    Kalemine yüreğine sağlık 👏👏👏

    1. Teşekkür ederim ☺️

  3. Senai Elmas avatarı
    Senai Elmas

    Tebrik ederim çok güzel gidiyorsunuz bence.

    1. Çok teşekkürler. Beğeni, yorum ve desteklerinizle daha da iyi olacak umarım 😊

  4. haceraliogluyakuti avatarı
    haceraliogluyakuti

    Okurken yaşatıyorsun sözler değil hisler konuşuyor.
    Kalemine yüreğine sağlık 🩵

    1. Çok teşekkür ederim kıymetli yorumunuz için, öykümü beğenmenize çok sevindim.

  5. Murat avatarı
    Murat

    Aşk daima vardır kanıtını yaşayarak anlatmak

    1. 🙏

Bir Cevap Yazın

Gereksiz Blog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin