Haşim Abi

Photo by Chris F on Pexels.com

80’lerin sonunda taşınmıştık Üsküdar’a. Oturduğumuz apartman meydana çıkan ara sokakların birinde, dar bir yokuşun sonundaydı. Hemen bitişiğimizde ise mahallemizin manavı Haşim Abi’nin evi vardı. Ev dediysem de altı dükkan üstü tek göz oda bir gece konduydu. Yalnız yaşardı Haşim Abi, yani en azından biz kimseyi görmedik evine girip çıkarken. Komşular anlatırdı, bir zamanlar evliymiş, kışın ayazında bir gece bağır çağır terk etmiş karısı evi. Bir daha da ne gören ne de duyan olmuş Nesrin Hanımı. Haşim Abi ertesi gün ortalarda görünmemiş, bir sonraki günde, sonraki günde… Ama Nesrin Hanım’ın gidişinin dördüncü gününde dönmüş Haşim Abi. Ama ne dönüş; kırmızı bir Ford Taunus’u sürüyormuş, açık camlardan Ferdi Tayfur’un dertli sesi taşıyor, dumanı tüten bir puro camdan sarkan elinde sallanıyormuş. Mahallede bir tur attıktan sonra, park edip arabasını hiçbir şey olmamış gibi açmış dükkanını. Her gün yaptığı gibi önce yıkamış kapının önünü, dükkanın önüne, dar kaldırıma dizmiş mallarını, çekmiş kapıya taburesini, kapmış ince bellide çayını… Ahali merakla sarmış etrafını, “Yahu Haşim bu ne iştir?” diye soranlar, kendi arasında “kesin piyango vurdu” diye fısıldaşanlar, uzaktan uzaktan ona göz süzen hanımlar… Günler geçmiş, Haşim Abi, ne sorulara bir cevap vermiş, ne dedikodulara kulak asmış. Tek yaptığı sabahtan akşama kadar dükkanda oturup akşam olur olmaz arabasına atlayıp gitmek olurmuş. Ancak gece yarısından sonra dönermiş eve. Kimi gecelerde üst kata çıkamayacak kadar şarhoş gelir, dükkanda yatarmış. Artık mahalleli alışmış Haşim Abi’nin bu hallerine, üstüne gitmez, soru sormaz olmuş.

Günlerden bir gün iri yarı bir adam gelmiş Haşim Abi’nin dükkanına. O anda orada olan Terzi Melahat’ın anlattığına göre “Nerde lan kardeşim, ne yaptın ona” diye bağırmış adam. Haşim Abi’yi yakasından tuttuğu gibi tezgahın üstünden yere savurmuş. Melahat Abla korkup dışarı kaçmış, “Yardım edin! Adam öldürüyorlar” diye bağırınca esnaf hemen toplanıp Haşim Abi’yi adamın elinden kurtarmış ama fena dayak yemiş Haşim Abi. Üç gün yoğun bakımda kalmış.

Hastaneden çıkıp eve geldiğinde komşular gitmiş ziyaretine: hem geçmiş olsuna hem de ne olup bittiğini öğrenmeye. Ama Haşim Abi kimseye birşey dememiş. O olaydan sonra dükkanı da pek açmaz olmuş.

Zaman zaman çocuklar okula gidip gelirlerken o adamı etrafta gördüklerini söyleselerde mahalleli pek kulak asmamış.

Kısa bir zaman sonra herşey unutulmuş. Ancak Haşim Abi artık akşamları arabasıyla gezmez olmuş. Muhtar bir gün kahvede “Haşim tövbe etti” demiş, babam duymuş. Gerçekten de Haşim Abi önce cumaları sonra da her vakitte camiye gider olmuş. Hatta sadakasını aksatmaz, ne zaman dükkanına bir gariban gelse elini boş yollamaz az da olsa meyve sebze verirmiş. Söylenenlere göre bir gün Haşim Abi satmış arabasını, kapatmış dükkanı, Hacca gitmiş. Döndüğünde ise mahalleliye ufak tefek hediyeler getirmiş. Sonraki günlerde de dükkana bir çırak bulmuş kendi de camiden çıkmaz olmuş…

Çakır keyif olunca bekçi Celal anlatır: Doksanların ilk günleriymiş, şehre kara kış çökmüş. Günlerce yağan kar sokaklarda dize kadar ulaşmış. Esnaf dükkan açamaz, çocuklar okula gidemez olmuş. Ortalıkta ondan başka kimse gezmezmiş. Ee görev tabi, devlet ona vermişmiş bu işi, asla aksatmazmış. Ocak Ayı’nın beşiymiş. Yatsıdan sonra giymiş çizmelerini, almış paltosunu üstüne, bir elinde düdüğü bir elinde feneri başlamış yokuştan tırmanmaya. Sarı sıcak sokak lambaları kaldırımları aydınlatıyor, kar taneleri aheste aheste düşüyor, kimi evlerin camlarına televizyonların renkli ışıkları vuruyormuş. Yokuşun sonuna doğru yorulmuş bizim Celal, yerde dize kadar kar olmasaymış mümkün değil yorulmazmış ama işte, neyse, Haşim Abi’nin dükkanın önündeki tabureye oturmuş. Bir cigara yakmış. Birkaç nefes çekmiş ki, terslik işte, el feneri sönüvermiş. Bir kaç kez sallamış, dizine vurmuş feneri ama nafile, yanmamış namussuz. Okkalı bir küfür savurmuş, kızmış kendine; hiç feneri sönen bekçi olur muymuş? Bir kere devlet vermiş bu feneri mümkün değil sönmemeliymiş! Ne yapacağını düşünürken aklına bizim Haşim Abi gelmiş, çıkıp yukarıya iki tane pil alayım demiş. Merdivenleri çıkmış tam zili çalacakmış ki kapının aralık olduğunu fark etmiş. Kara kışın ortasında hem de gece vakti olacak iş miymiş bu? Hemen silahına davranıp dalmış içeri. Ev karanlıkmış. Hiç birşey görememiş. “Haşim Abi” diye seslenmiş, cevap alamamış. O anda aklına cebindeki çakmağı gelmiş. Neredeyse donmuş parmaklarıyla zar zor yakmış çakmağı. Alevin titrek ışığı Haşim Abi’nin tavanda sallanan cansız bedenini aydınlatmış.

Ertesi sabah Bekçi Celal’in muhtara dediğine göre Haşim Abi kendini karısının duvağıyla asmış.

“Haşim Abi” ögesine 6 yanıt

  1. Baris tunali avatarı
    Baris tunali

    Çok güzel bir hikaye çok beğendim tebrik ederim 👍👍👍

    1. Beğenmenize çok sevindim. Güzel yorumunuz için de teşekkür ederim.

  2. Zeynep avatarı
    Zeynep

    Kurgusunu çok beğendim,
    Devamını ümit ediyor başarılar diliyorum.

    1. Çok teşekkür ederim.

  3. Turgay avatarı
    Turgay

    Çok güzel 💯💯👏👏

    1. Çok teşekkürler ☺️

Bir Cevap Yazın

Gereksiz Blog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin