
Burayı sevdim. Tam bana göre. Küçük bir kasaba, sıradan insanlar ve basit hayatları… Olağanüstü olan şey ise biziz: O ve Ben, av ve avcı!
Beş çevrimdir O’nun peşindeyim ama artık bitmeli. Anne beni ancak onun leşini ayakları altına serdiğimde affedecek ve benim sürgünüm bitecek!
Bu çevrimde şans benden yana, biliyorum. Kurtonidis’e, her çevrimin tek ve ebedi avcısına, en kutsalımı adadım: kendi kanımı! Ve şimdi şerefli adını Ölümün Şarkısı’nda yeniden yüceltiyorum! Evet, evet hissediyorum bu iş basit olacak. O’nu yakalayacağım ve parçalarına ayıracağım hem de burada, bu küçük odada! Sonra da kanından biraz alacağım yada belkide bir gözünü oyarım, Anne için. Sonra, şerefsiz kaltak yeniden diriltilecek ama bu sefer özüne dönmüş olarak, genlerindeki hatalardan arınmış olarak, kırma da olsa bir Kâl olarak!
Güneş doğuyor. Az sonra burada olur. Dün gece, her Salı olduğu gibi hastanenin acil servisinde nöbetteydi. Buradan birkaç sokak ötede. Aslında işini orada da bitirebilirdim, hatta daha eğlenceli olurdu benim için ama Çevrim’in kutsal örgüsü beni onun izinden buraya, evine getirdi ve ben Kan Tarikatı’ndan Kâl’dem Panar kadim yasaya bağlı kalacağım: avımı Çevrim’in uygun gördüğü yerde avlayacağım! Böylece döngü eksiksiz biçimde tamamlanacak!
Apartmanın kapısından girdi, artık varlığını seziyorum. Şimdi asansörde, yukarı çıkıyor. Aynada kendisiyle göz göze geldi ve yüzündeki yorgunluğu fark etti. Sarı, dağınık saçlarını, uykusuzluktan kızarmış gözlerini, kahve ve sigaradan sararmış dişlerini… Üstünde hastane önlüğü, omzunda spor bir çanta, ayaklarında beyaz spor ayakkabılar. Aynada gördüklerinden tiksinip yüzünü çeviyor. Elini çantasına atıyor, anahtarını alıyor. Burada, olduğum yerde, odadanın ortasında Ölümün Şarkısı’nı mırıldanıyorum ve onu, avımı, kendi gözlerinden izliyorum.
Asansör durdu. O şimdi koridorda, yürüyor. Yan daireden bir çocuk ağlaması duyuluyor. Anahtarı çevirip kapıyı açıyor. Şimdi içeri girdi, işte tam karşımda!
Yanı başımdan geçip banyoya yürüyor, ter, sigara ve antiseptik kokuyor! Beni göremez, titreştiğim frekans görünür ışığın ötesinde. Ardından süzülüyorum. Daha ilk adımımda aniden arkasını dönüyor. Gözleri odayı tarıyor. Beni duymuş olmalı, kaltak! Kıpırdamıyorum. Sadece bir metre ötesinde öylece duruyorum: Kurtonidis’in şeytani İrkit’e meydan okuduğu o şanlı andaki vakur duruşu gibi! Başını sallıyor ve banyoya girip kapıyı kapatıyor. Kemerimden hançerimi çıkarıp beklemeye başlıyorum. Duş alıyor. Bir ceset için ne gereksiz bir uğraş!
Şimdi çıktı banyodan, saçlarını elindeki havluyla sarıp buz dolabına doğru yürüyor. Ona doğru bir adım atıyorum, yavaşça, bu kez beni duymadı. Şimdi bir tabağa kırdığı yumurtaları çırpıyor. Bir adım daha atıyorum ona doğru ve bir adım daha. Raftaki tavaya uzanıp, ocağın üzerine koyuyor. Tam bu anda telefonu çalıyor, garip ama irkiliyorum. Gidip telefonu açıyor, arayan acildeki bir hemşire. Çıkarken ona emanet ettiği bir hastasının test sonuçları hakkında konuşuyorlar; duyduklarından memnun. Telefonu kapatıp koltuğun üstüne atıyor. Yüzü gülüyor, hastası bir çocuk ve yarın taburcu olabilecek.
Tekrar ocağın başına geliyor. Tavanın altını yakıyor, teflon ısınıyor ve ben ona yaklaşıyorum. Çırptığı yumurtayı tavaya döküyor, hançerimi kaldırıyorum. Elindeki kaşığı dudaklarına götürüp bir şarkı söylemeye başlıyor: “Say my name! Oh, babe now say my name!”
Titreşmeyi kesip arkasında beliriyorum. Beni hala fark etmedi, ne yazık! Çatallı dilimle ismini fısıldıyorum: Anya! Aniden bana dönüyor, göz göze geliyoruz, korkuyor, çok korkuyor! Öyle ki artık insan formunu koruyamıyor. Yüzünü kaplayan mikro pullar mor ve yeşil renkte kabarıyorlar. Göz bebekleri daralıp dik birer çizgi halini alıyor. Kaşık elinden düşüyor. Çığlık atmak üzere çenesi açılıyor, alt damağındaki zehir keselerini görebiliyorum. Ama o daha ses çıkaramadan hançerim gırtlağını biçiyor!
Burada işim bitti.
Odanın ortasında durup etrafı dinliyorum. Yan dairedeki çocuk susmuş. Bir fahişe alt kattaki yangın merdivenlerinde pazarlık yapıyor. Asansör beşinci kata ağır ağır çıkıyor.
Çevrim’in örgüsü ile beni sarıp yanına alması için Anne’ye sesleniyorum. Çok geçmeden etrafımdaki hava titriyor, dalgalanıyor, kasılıp gevşiyor ve sonunda yarılıyor.
Avucumda ganimetim olan bir çift göz ile yarıktan geçip gidiyorum.
Bir Cevap Yazın